#Şekersiz21Gün
8 Kasım 2017
Sevdalinka
25 Kasım 2017

Ümitvâr-mış!

Hayatta hepimizin beklediği bir şeyler var; mezun olmayı, evlenmeyi, işten gelen babamızı, senelik izin vaktimizi... Bazen beklemek güzel bazense çok sancılı. Olacak mı olmayacak mı, gelecek mi gelmeyecek mi o günler diye düşünürken yorgun düşeriz çoğu zaman.

Büyürüz öyle vakitlerde. Bence sabretmeyi öğrendikçe büyür insan. Ve büyüdükçe sabır ettiklerimiz de büyür.

Dayanamayacağım kadar zor günlerden geçtim/k. Bir dosttan kazık yemek ne ki? O, sanki 3 yaşındaki derdim gibi minicik kaldı. Bugünümü yitirdim, geleceğim görünmez oldu, geçmişim tamamen silindi. Öyle ki; sen kimsin diye sorsalar, ben kimim diye ağlar buldum kendimi. Boyun eğmek istemediğim her şeye boyun eğdim. Ezilmek istemediğim kadar ezildim.

İnsanların vefasızlığı da yaktı canımı. Menfaat çoğu insan için en büyük güdüm kaynağı, öğrendim.

Ümitvâr! Bir kelimeye tutunur mu insan? Tutunurmuş. Bir kelimeye dayar mı sırtını? Dayarmış. Bir kelime her söylendiğinde huzur verir mi? Verirmiş.

Öyle evreler geçirdim ki. Bir dönem uyuyamayacak kadar kendimi sorguladım; hatalarımı, doğrularımı, hayatıma giren çıkan herkesi ve her şeyi.. Önce her şeyden kendimi sorumlu tuttum; düşünmekten çıldıracak gibi oldum. Sonra; yıllardır çok kolay bir insan olmadığımı, kimisi ile bu yüzden anlaşamadığımı düşünürdüm. Aslında aynı yolun yolcusu olmadığımız için anlaşamadığımızı fark ettim. Çünkü benim inandıklarım ve benim düşündüklerim, onların inandıkları ve düşündükleri değildi. Bu yüzden yalnızlaştırılmıştım.

Bilmediğim ne çok hayat varmış. Ne çok insan yaşıyormuş bu yer yüzünde. Ne hayatlar, ne umutlar, ne beklenenler varmış. Sanki dünyadan bihabermişim. Maddeden ibaret değilmiş ki yaşam.

Her nefesimde, her gözlerimi açışımda ve kapayışımda tek bir anın hayalini kurdum. Öyle bir an ki her şey sonsuzluk olacak sanki..

16 Kasım'da 'o an' geldi. Öğleden sonraydı. Ağrı'da hava 13 dereceydi. Ve güneş benim için parladı.

Ümitvâr-mış!

Aslında ben çok emeğin ardından çok güzel bir okul kazanmıştım, uzun bekleyişin ardından mezun olmuştum, sevdiğim adamla evlenmiştim. Ama ben sanki hiç mutlu olmamışım.

'Mutluluktan ağlamak' neymiş, ilk defa yaşadım. Mutluluktan hıçkıra hıçkıra, kendimi vura vura ağladım ben. Çığlıklar attım, bağırdım, haykırdım. Enver'e sarıldım, ailemi aradım. Şükrettim, hiç durmadan!

Çok beklemiş, çok istemiş, hiç ümidimi kesmemiştim çünkü ben. Çünkü; babamın dediği doğruydu. 'Doğru duvar sallanır ama yıkılmazdı.'

Üzerinden üç gün geçti ama ayaklarım hala yere değmiyor sanki. 'Bulutların üstündeyim' dedikleri bu olmalı.

Üç sabahtır gülümseyerek uyanıyorum. Gülümseyerek uyandırana şükürler olsun!

Benim yolumda bana hep inanan anneme, babama, Hilal'e ve Enver'e..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: