Elif'in Hikayesi Kanaviçe Mutfak Havlusu
Kanaviçe Mutfak Havlusu
3 Kasım 2016
Moda ve Ben
5 Kasım 2016

Tezer Özlü Üzerine

Her daim kadın yazarları kayırmışımdır. Kadınların yazdıkları içime daha çok işlemiş, daha çok yakalamıştır beni. Kimi zaman gözüne fener tutulmuş tavşan gibi savunmasız bulurum kendimi onları okurken. Gizlemeye çalıştığım hüzünlerimi, sevinçlerimi, uzaklarda kalmış anılarımı bi anda yerinden oynamış halde bulurum.

Tezer Özlü benim biriciğim. O kadar, o kadar çok seviyorum ki. Okurken kendimden, gerçek benden çok ama çok şey buluyorum. Onun o baş kaldırışı, o itiraz eden satırları birçoğumuzun yapamadığının dile gelişi de aslında.

Elif'in Hikayesi Tezer Özlü

Dili bazı insanların hoşuna gitmeyeceği kadar sert çoğu zaman. Ve fazlaca melankolik. Bu açıdan eleştiri de aldığına rast geldim bazen. Aslında onu Tezer Özlü yapan da bu işte. Tokat gibi cümleleri hepimizin, toplumun suratına büyük bir zevkle iniyor. En azından ben bu gerçek olmayan ama aslında oldukça gerçek olan tokatlanma halinden çok memnun kalıyorum.

Ve aslında o hep ‘gitmek’ üzerine kurmuş hayatını.

‘gitmekten yılmayacağım. kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. yaşamı, gitmek olarak algılıyorum.’

Ağrı kesicilerle direndiği acıları, hiç durmadan kat ettiği yolları, içtiği fazlaca kahve ve dilinden dökülen az kelimeleri ile bir hayat sürmeye çalışıyor Tezer Özlü.

‘düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. hiçbir şey. hiçbir korku… aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. sakin ol. öylece dur. yaşamdan geç. kentlerden geç. sınırları aş. gülüşlerden geç anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur – artık hiçbir yerdesin.’

Tren rayları onun için özgürlüğü simgeliyor hep. Trenleri onun sayesinde sever buluyorsunuz kendinizi.

‘Tren raylarını severim. Bağımsızlığı, gidebilmeyi, kalmak zorunda olmamayı, uymak zorunda olmamayı anımsatır.Tren rayları bir tür bağımsızlıktır benim için.’

Ve toplumun kalıplarını öyle güzel reddediyor ki. Hiçbir şey diyemeden öylece kalmış halde buluyorsunuz kendinizi.

‘Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduğunu sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin “medeni durum” dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiçbir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiçbir değeri yok ki… Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.’

Hepimiz için korkulan, üzerine konuşulmayan ölümü o kadar çok inceler, yaşamın sona ermesinden erdirilmesinden o kadar çok bahseder ki ürkütür bu açıklığı kimi zaman.

‘Ölüm düşüncesi izliyor beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum. Bunun belli bir nedeni yok. Yaşansa da olur, yaşanmasa da. Bir kaygı yalnız. Beni kendimi öldürmeye iten bir kaygı.

Karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum. Herkes her geceki uykusunu uyuyor. Ev soğuk. Çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum. Günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum. Kusmamak için üzerine reçelli ekmek yiyorum. Genç bir kızım. Ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum. Sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var. Karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var. Karşı çıkmak istediğim kurallar var. Bir haykırış! Küçük dünyanız sizin olsun. Bir haykırış! Sessizce yatağa dönüyorum. Ölümü ve yokluğu uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor. Şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor. korkacak bir şey yok. Kırlarda koşuyorum. Sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum. Hep kırlar. Esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım. Birazdan ölüm beni alacak.

Kirli bir yastık kılıfı görerek uyanıyorum. P.K. harflerini okuyorum. kafamda hemen “Psikiyatri Kliniği” çağrışımı uyanıyor.
– Kurtardılar beni !
diye düşünüyorum.
– Kurtarmasalardı
Ağlamaya başlıyorum.’

Bu kadar çok gitmekten, ölümden, acıdan, bağımsızlıktan, yalnızlıktan, mutsuzluktan bahseden Tezer çoğu kişinin bildiğinin aksine intihardan değil göğüs kanserinden 43 yaşında vefat etmiş.

‘all is the same
time has gone by
some day you come
some day you ll die
someone has died
long time ago’ 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: