O An
12 Nisan 2017
Mayıs
1 Mayıs 2017

Suzan Defter

Bir süredir daha önce tanışmadığım yazarlarla tanışmak için özellikle farklı isimler seçmeye çalışıyorum. İşte Ayfer Tunç ile de yolumuz bu sayede kesişti. Kadın yazarları kendime daha yakın bulduğum için de tereddüt etmeden attım sepete.

Kapağında yer alan o boş berjeri çok sevdim. Duvarın rengi, berjerin toprak tonu bana yalnızlıktan başka bir şeyi çağrıştırmadı. Dört duvar arasındaki yapayalnızlık..

Kitabı okumaya başladım, tarih ve gün atılarak günlük gibi başlanmış. Bir kaç sayfa sonra, sayfadan sayfaya geçerken kopma olduğunu fark ettim. Yarım kalan kelime diğer sayfada tamamlanmıyordu. Öncelikle ‘acaba günlük tutan kişi, o anda birşey oldu da yazmayı yarım bıraktı, diğer sayfa da başka birşey anlatmaya mı başladı diye düşündüm. Ama bu bir kaç sefer daha olunca ve olaylar bütünlüğünü yitirmeye başlayınca noluyoruz oldum. Ve fark ettim ki; kitap bir erkek ve bir kadın tarafından tutulan iki ayrı günlükten oluşuyor. Ve baştan okumaya başladım. Kitaptaki bu durumu fark etmeyen çoğu kişinin basım hatası olduğunu düşünerek yayın evini arayıp şikayet ettiğini hesaba katarsanız, ben geç de olsa anladım diye övünmeden edemeyeceğim 🙂

Kitapta Ekmel Bey ve Derya olmak üzere iki karakter var. Ekmel Beyin günlüğü sol sayfalarda, Derya’nın günlüğü ise sağ sayfalarda yer alıyor. Önce Ekmel Beyin günlüğünü bitirip daha sonra Deryanınkine geçebilirsiniz, ancak ben bunun yerine Ekmel Beyin o gününü okuyup geri dönüp Derya’nın o gününü okudum. 2 ileri 2 geri yani 🙂

Kitap kapağındaki yalnızlik hissi, iki günlüğün her satırında da öyle hissediliyor ki. Dört duvar arasında yalnızlıkla kavrulan iki ayrı insanın yolları yine yalnızlık nedeniyle kesişiyor.

Derya’nın abisi ile büyük aşk yaşadığı için kıskandığı Suzan’ın yerine geçip Suzanmış gibi davranması ile aslında hem Derya’nın hem Ekmel Bey’in hemde kitapta sürekli var olan ama madden hiç olmayan Suzan’ın hikayesini de dinliyoruz. Derya ile Ekmel Bey birbirlerine kendilerini anlatırken

yazılanlar bazen her iki günlükte aynı değildi. İnsan karşısındakini hep görmek istediği gözle görüyor ya; işte ona en iyi örnekti bence. Sen ne yaparsan yap, ne söylersen söyle karşındakinin anlamak istediği kadarsın işte..

Ayfer Tunç dili ve tarzı ile beni kesinlikle doyurdu diyebilirim. İki ayrı günlüğün bu denli sentezlenerek yazılması enfesti.