Elif’in Ayları
1 Nisan 2018
Akdamar Adası
25 Ağustos 2018

Kısmet

Aslında biriyle evlenmek çok basit.
Seversin sevilirsin, eser gider evlenirsin. Eser gider boşanırsın.
Bi kavga edersin, bir dahakine barışırsın.
İçinden gelir öper koklarsın, içinden gelmez köşe bucak kaçarsın.
Baktığında hepsi bir anlık karar.
Bir anlık mesele.

Bu nedenle eğer asıl meseleyi evlenmek sanıyorsanız, büyük hatadasınız.
Asıl mesele; eş olabilmek de.

Dört duvar arasında başbaşayken yaşanıyor her şey.
Bir haberi birlikte beklemek ne zor bir bilseniz.
Umut ederken, güzel günlere son adım derken yıkılmak, nasıl acı.
Mutluluk gözyaşlarım dökülecek omuzlarına derken.
Bir sabah çığlıklarla, feryatla figanla haber almak.

Dört duvar ayaklanıp insanın üzerine yürür mü?
Yürürmüş.
O duvarlar geceleri karabasan gibi üzerine çöker mi?
Çökermiş.

Kendin bile inanmazken iyi günlere, onu inandırmaya çalışmak.
Kolların işlemez kanatların kırıkken, ona kol kanat olabilmek.
Ne zor şey.
Ah, anlatamam!

'Yanındayım' cümlesi aslında o kadar ağır ki bazen insanın omuzlarına.
Çünkü ben bile benim yanımda değilim esasen.

Bugünlerde ben;
Yarayı o almışken, sarmak için çabalıyorum.
Sonra dönüp bakıyorum; çabalamam yetmiyor.
Yetmiyor işte.
Gülmek, güldürmek, sarılmak, öpmek...
Bazen yaraları kapatmaya yetmiyor.

Elime bir iğne verseler, diksem onun tüm kapanmayan yaralarını.
Tuzlamaya çalışan herkese karşı siper olsam.
İğne değdiğinde benim yüreğim dilim dilim olur belki.
Ama bitince geçecek diyebilirim.
Üç dakika, bir saat, on saniye..
Bir süresi var dikmenin.
Elbet geçecek.

Ama şimdi ne yarayı dikebiliyorum ne bir gün geçecek diyebiliyorum.

Bakıyorum, yanıyorum.
Seviyorum, yanıyorum.
Ağlıyorum, yanıyorum.
Koşuyorum, yanıyorum.
Öpüyorum, yanıyorum.

Kül olana kadar, hep onunla.

Olmasaydı sonumuz böyle.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir