Bir Kar Günlüğü
11 Aralık 2016
İkinci Şans Film Yorumu
13 Aralık 2016

Brüksel’de Ne Yedim?

Elifin Hikayesi Brükselde Ne Yedim 1
Belçika Brüksel’e 2015 Temmuz ayında gittim. Yani bu oldukça ama oldukça geç kalmış bir blog postu. Ama şuan nerede olmak isterdim diye düşündüğümde aklıma Grand Place’te çektiğim şu fotoğrafın gelmesi üzerine haydi dedim kendi kendime.
Belçika’nın ve hatta Avrupa Birliği’nin başkenti olması nedeniyle Brüksel pek de tercih edilmeyen bir şehirdir. Belçika’ya giden herkes Brugge’u önerirken Brüksel onun gölgesinde kalır. Aslında biraz Ankara-İstanbul gibi bir ilişki var aralarında. Birisi resmiyet, birisi yaşamak modülünü üstlenmiş diyebiliriz. Bu nedenle İnterrail yapanların yada tura çıkmışların pek uğrak noktası değildir Brüksel.

Hakikaten de söylenildiği gibi oldukça sakin, oldukça küçük bir şehir karşılıyor insanı. Sokaklar o kadar sakin, o kadar ıssız ki. Yaşlı nüfusunun ağırlıklı olmasından mı, yoksa şehirde bir kültür mü bilmiyorum. Mesela Grand Place’in bir önceki veya bir sonraki sokağında bile kimsenin olmayışına oldukça şaşırdım.

Grand Place, Brüksel’in ana meydanı. Kalbi gibi de diyebiliriz hatta. Tüm turist kalabalığı, tüm enerjisi burada toplanmış. Etrafı kafeler ve restaurantlar ile çevrili. Godiva’nın ilk şubesi 1926 yılında işte bu meydanda açılmış. Ve hala pek çok turistin ilk uğrak noktalarında biri.
Brüksel denilince akla gelenlerden bence bir numara çikolata ise, iki numara da kesinlikle waffle. Türkiye’de yediklerimizden çok ama çok farklı bir waffle Brükseldeki. Bizde çikolata üstüne meyve,üzerine damla çikolata, soslar felanken orada daha sade bir hali ile karşılıyor waffle sizi. En altındaki hamuru bile tek başına yenebilecek kadar lezzet yüklü. Ve sadece onu da yiyenlerle karşılaşmak gayet olası, üstelik yalnızca 1 Euro. Üzerine koydurduğunuz herşeyle fiyatı yükseliyor. Ben bu waffle için 4.5 Euro ödedim mesela.
Bir diğer denediğim lezzette tabi ki patates kızartması idi. Önündeki kuyruğa oldukça şaşırdım ama 15-20 dakika kadar kuyrukta beklediğime değdi.Tam emin olamamakla beraber sanıyorum ki 3 Euro idi. Ama verilen patates o kadar büyüktü ki, hem gözüm hem karnım doydu dersem yalan olmaz. Ellerinde patatesler ile Grand Place’in heryerinde oturan insanlar görmenizin sebebi ise oldukça lezzetli olmaları.
Brüksel’de son olarak bir çay evi denedim: Maison Dandoy. 1829’dan beri ‘Tea Room’ olarak hizmet veren bu mekanı nostaljik havası nedeniyle çok sevdim. Sadece ürünlerinin biraz pahalı olduğunu söyleyebilirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: