Elog 3
6 Haziran 2016
Federal Coffee Company – Ankara
27 Temmuz 2016

Belgrad 2

Gitmeden önce araştırırken Avrupa’da İstanbul ve Roma’nın ardından en köklü, en eski yerleşimin Belgrad’da olduğunu, gece ve gündüz hayatının çok canlı olduğunu okumuştuk.
Bu nedenle Belgrad’ı gezmek için oldukça sabırsızlandık.

Belgrad’da bizi çok güzel bir hava karşıladı. Tam bir bahar havası vardı.
Kalacağımız yeri bulup eşyalarımızı bırakıp hemen elimizdeki Euroların bir kısmını Sırp Dinarı’na çevirmek üzere döviz bürosunu bulduğumuzda saat henüz sabah 10’du.

Sırbistan Sırp Dinarı kullanıyor ve 1 Euro = 120 Dinar
Kısacası 1 verdik, 120 aldık ?

Ve hemen bir turizm ofisine gidip haritamızı kaptık.
Republic Square’de yani Cumhuriyet Meydanı’nda Boutique Cafe’de birer kahve içerken bir yandan haritamızın üzerinde gideceğimiz yerleri çizdik.

Ve ilk hedef olarak Kale Megdan’ı seçtik, yani bildiğiniz Kale Meydanı ?
Kale Meydan Osmanlı döneminden izler taşıyan bir bölge aslında.
Tuna&Sava Nehrinin muhteşem manzarasına karşı inşa edilen kale, bizim hemen hemen her ilimizde olan surların neredeyse aynısı.

Surlara çıktığınızda yazının girişinde de paylaştığım o harika manzara ile karşılaşıyorsunuz.
Babamın hep okuduğu; ‘Tuna Nehri akmam diyor..’ geliyor aklıma, eşimle ‘Bak akıyor’ diye gülüyoruz.
Bu manzaraya bakarak saatler geçirebilirsiniz.
Havası da öyle temiz ki..

Kale Megdan’ın önünde panayır alanı gibi bir alan var.
Hediyelik eşyalar satılıyor, müzik çalınıyor.
İşte burada gördüğüm bu patiklere hayli şaşırıyorum.
Oysa ben sadece benim çeyizimde kaldı bunlardan sanmıştım ?

Belgrad’da kafe kültürü hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar gelişmiş.
Sanki insanlar orada hayatı yaşamak için çalışıyor gibiler, bizim gibi çalışmak için yaşamıyorlar.
Farklı sokakları farklı şekillerde dekore etmişler.
Skadarska diye bir sokakları var örneğin.
Her yeri çiçekli, öyle güzel ki..
İşte böyle bir caddenin bitiminden sonra kendimizi Belgrad’ın tek çalışan camii olan Bayraklı Camii’nde buluyoruz.

Ve Bayraklı Camii’ni görünce Osmanlı’dan kalan ve aktif olan tek camii olduğu için gönlüm burkuluyor.
O topraklarda o camiiyi bi başına bırakmışız gibi hissediyorum.

Bu nedenle bir başörtü olsaydı diyerek görevli birisini arıyorum.
Ancak camiide Kur’an okumaya çalışan, gözleri neredeyse görmeyen çok yaşlı bir amca ile karşılaşıyoruz.
Sadece o var ve o da dediğimi anlamıyor.

Balkanlar turumuzun ilk ülkesi olan Belgrad’da gördüğüm bu cami beni oldukça derinden etkiledi.
Bunun sorumsuzluktan mı yoksa Sırplardan mı kaynaklandığını bilmesem de; keşke elimizden bir şey gelse dedim.

Belgrad’da tüm şehri tramvay ile gezmenizi sağlayan bir hat var; 2 numaralı hat.
Bu hattaki tramvayı kullanarak hem tüm şehri görme imkanı bulduk, hem de St. Sava Kilise’sine yorulmadan gitmiş olduk.
Tramvay biletini satın almak için sormadığımız büfe kalmadı.
Genelde büfe çalışanları İngilizce bilmediği için sadece beden diliyle iletişim sağladık ?
Yada sağlayamadık mı demeliyim, bilemiyorum ?
Bir büfeden bileti edindikten sonra öğrendik ki aslında tramvayın içinde de satılıyormuş.
Tramvayları o kadar eski ki, adeta dökülüyor.
Her an acaba bozulacak mı tereddütü yaşadık.

Aslında genel olarak Belgrad’ın hemen hemen her yeri dökülüyor desem yanlış olmaz.
Belgrad’a Nato bombardımanından önce yatırım yapılmış ama üzerine daha sonra bir tuğla bile konmamış.
Binaların o isli gibi hali, bakımsızlığı, sokakların kirliliği..
İnsana inanılmaz soğuk bir his veriyor zaman zaman.

Tramvay’dan St. Sava Kilisesi’nin önünde iniyoruz.
Kilise Sırpların turizm gelirlerine faydalı olması için yapılmış, hatta dışı inşa edilmiş ancak içi henüz bitmemiş ?
Ancak Sırplar kubbeli görüntüsü nedeniyle St. Sava’nın camiiye benzediğini düşünüyor ve pek de sevmiyorlarmış.
Bizde Ayasofya’ya benzettik.

Belgrad’ın Zemun bölgesi de bir diğer keşif noktamız oldu.
Eski şehir tarafından ayrılarak Yeni Şehir tarafındaki bir diğer uca geçebilmek için otobüs kullandık bu sefer.
Zemun Belgrad’ın genel görünümü aksine daha bakımlı ve dar sokaklara sahip.
Tatil yörelerinde denize ulaşır gibi Tuna nehrine ulaşıyorsunuz.

Belgrad’da Graffiti sanatı da oldukça yaygın.
Aslında ben duvar süslemelerini severim, ancak bu karmaşa gibi görünmüyor mu sizce de?

Kaldığımız yer Knez Mihaliova Caddesi üzerinde idi.
Ana cadde olması nedeniyle de bir hayli canlı ve keyifli bir cadde Mihailova.

Hele bahar aylarında keyfi bir başka güzel..

Nasıl dediğim gibi fazlaca uzun değil mi?:)
Belgrad’da tüm önyargımıza rağmengüzel 3 gün geçirdik.
Bir sonraki durağımız candan parça Saraybosna için Elif’in Hikayesi’ni takipte kalın ?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir