Kısmet
23 Ağustos 2018

Akdamar Adası

Her zamanki gibi çok ama çok geç kalmış bir postla karşınızdayım efenim :)
Özel günlere takılmam, özel günler para tuzağı diye düşünen kadınlardan olamadım hiç bir zaman.
Hatta öyle ki kutlamak için gün arıyorum bazen.
Hediyeleşmek, mutlu etmek ve edilmek kadar güzel ne var ki şu hayatta?
Enver'le çıkmaya başladığımız gün, evlenme teklifi aldığım gün, söz, nişan ve düğün tarihleri, doğum günlerine ek bir de sevgililer günü eklendi mi oh tam benlik :)
Her seferinde pahalı yüzükler, bilimum lüks yatta geziler vs istemiyorum elbette.
Çıkalım dışarıda bi yemek yiyelim, Zara'dan da şu kazağı beğenmiştim, belki bir günlük kaçamak yaparız gibi isteklerim oluyor ama napalım :)
O kadar kusur kadı kızında da olur :)

1 Mart yani doğum günüm yaklaşınca planımızı yaptık, rotamızı Van'a çevirdik.
Cumartesi sabah kahvaltının hemen ardından yola koyulalım ve bir gece konaklayalım diye karar aldık.
Akdamar adası ziyaretini ilk gün yapalım dedik.
Sert kıştan bunalmıştık ve bize ada havasının iyi geleceğini düşündük.
Van'a varır varmaz Akdamar Adası için kalkan vapurları bulduk.

Ada da şuan anıt müze olarak kullanılan eski bir Ermeni kilisesi var.
Yukarıdaki fotoğrafta arkamda görmüş olduğunuz kilise olur kendileri.

Adanın hüzünlü bir de hikayesi varmış.

''Vakti zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin, güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Genç çoban Tamara'yla buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamara ise her gece, karanlıkta yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler.
Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine sebep olur.
Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamara!" diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakır. O günden sonra ada Ah Tamara! ismi ile anılmaya başlanır.'' ''Vakti zamanında bu adada yaşayan Ermeni baş keşişin, güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı vardır. Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan bir genç bu kıza âşık olur. Genç çoban Tamara'yla buluşmak için her gece adaya yüzer. Tamara ise her gece, karanlıkta yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler.
Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine sebep olur.
Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamara!" diye haykırır. Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakır. O günden sonra ada Ah Tamara! ismi ile anılmaya başlanır.''
Alıntıdır.
Akdamar Adası oldukça küçük, gezilebilecek yerler oldukça kısıtlı diye üzülürken işte yukarıdaki noktayı keşfettik.
Sanki karşımızda Alp dağları varmış gibi değil mi?
Hani Van olduğunu söylemesem bi Oslo, bi Kopenhag esintisi vurmaz mı yüzünüze?
Biz o kadar benzettik ki sevinçle fotoğraf üzerine fotoğraf çekildik :)
Vapur saatini beklerken adada bulunan tek mekan olan çay bahçesinde bir de çay içtik.
Sıcacık bir çay bulduysak, daha ne isteriz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir